Bölüm 1: Miras ve yasak
213 kelime
•
2 dk
•
06.11.2026
Konağın ahşap zeminleri, Aras’ın her adımında asırlık bir çığlık gibi gıcırdıyordu. Şehrin gürültüsünden ve bitmek bilmeyen teslim tarihlerinden kaçmak için bundan daha iyi bir yer bulamazdı. Büyükbabası Ahmet Bey’in ölümünün ardından boş kalan bu muazzam yapı, kasabanın en yüksek tepesinde, adeta geçmişin nöbetini tutuyordu.
Aras, ilk birkaç günü eşyalarını yerleştirmek ve konağın labirenti andıran koridorlarını keşfetmekle geçirdi. Ancak ilk günden beri dikkatini çeken bir şey vardı: Evin kâhyası, yaşlı ve kambur Süleyman Efendi, Aras’ı ne zaman alt kata giden merdivenlerin yakınında görse huzursuz oluyor, onu adeta gözleriyle takip ediyordu.
"Aras Bey oğlum," demişti Süleyman Efendi üçüncü günün akşamında, elindeki gümüş çay tepsisini titreyen elleriyle masaya bırakırken. "Büyükbabanızın vasiyetini size tekrar hatırlatmak isterim. Bu evde istediğiniz her odayı kullanın, her köşeyi gezin. Ancak bodrum katının kuzey koridorundaki o demir kapıya asla yaklaşmayın. O kapının ardı, bu aileye sadece huzursuzluk getirdi."
Aras, bir yazarın meraklı doğasına sahipti. Bir şeye "yaklaşma" denmesi, onun oraya gitmesi için en büyük davetiye demekti. "Peki ama Süleyman Efendi," dedi çayından bir yudum alarak. "O odada ne var? Bir hazine mi, yoksa eski aile belgeleri mi?"
Süleyman Efendi derin bir iç çekti, gözlerini kaçırdı. "Hazine de değil, belge de değil evlat. Orada sadece... unutulması gereken bir hafıza var. Büyükbaban o odayı kilitlediğinde anahtarı kör bir kuyuya attı. Lütfen, merakına yenik düşme."
Yorum yapmak için giriş yapın