Kristof Kolomb; Okyanus Denizi Amirali
ISBN 9789750810817
Yayınevi Yapı Kredi Yayınları
Yazarlar Michel Lequenne (author) | Işık Ergüden (translator)
Kitap Tanıtımı Cenovalı bir dokumacının oğlu nasıl olup da Okyanus Denizi amirali, Hint Adaları ve anakarası kral naibi ve daimi valisi, Kral ve Kraliçe adına büyük amiral olur? Kristof Kolomb, 1492den 1504e dört yolculukta Amerikanın cennetini ve cehennemini hem keşfeder, hem de kapılarını açar: adaların cenneti, köle yerlilerin cehennemi. Keşfin beşinci yüzyılının geride bırakıldığı dönemde Michel Lequenne, Kolombun Yeni Dünyayı aradığı için keşfettiği tezini ateşli biçimde savunuyor. Düzlemyuvarlar, haritalar, usturlaplar Yeni Dünyanın yerlileri ve Theodore de Brynin gravürleriyle fethin sertliği: 200 belgede Cenovalı denizcinin destanı. Tadımlık TARİHİN KARANLIĞINDA Kolombun imzası gizemini korumaktadır. Son satırda, İsa taşıyıcısı olarak ayrışan Kristof sözcüğü kolaylıkla okunuyor olsa da, harflerin yukarıdan aşağıya ve soldan sağa dizilişinden oluşan piramit kesin olarak çözülememiştir. Bilinen dünyayı batıdan doğuya doğru katedip geri dönmek yıllar alır Bu yaşlı dünya, bölüm bölüm olmasına rağmen yine de tacirler ve din adamları tarafından sürekli katedildi ve içlerinden bazıları da yaptıkları yolculukları anlattılar. Özellikle Venedikli Marco Polo en uzağa gitmiştir. Dünyanın Hikâye Edilişi, büyük çoğunluğa göre bir Harikalar Kitabı olsa da, akıllı ve kültürlü insanlar tarafından hak ettiği ciddiyetle ele alınmıştır. Ama pratikte dünyanın keşfinin yolunu açacak ve antikçağın bitimiyle gelişimini tamamlayamadan kalmış olan coğrafyanın temellerini atacak olan şey, Avrupanın atılımından kaynaklanan iktisadi ihtiyaçları ile Osmanlının Yakındoğuyu fethiyle birlikte Avrupanın Asyayla olan ticaretinin büyük ölçüde doğrudan bağlarının kopmasıdır. Atlantiki ilk Portekiz geçecek gibi gözükmektedir. Ancak böyle bir maceranın imkânlarını elde etmeyi İspanyadan biri başaracaktır. Akla hayale sığmaz tehlikelere göğüs germekte gösterdiği ve birçok kişiye delilik olarak gelen olağanüstü cesaretin sonucu başarı olacaktır: Okyanusu aşar ve bilinmeyen topraklara ayak basar. Avrupanın tüm sakinleri için ve bir süre sonra da tüm insanlık için Dünya imgesi kavrayışı bir çırpıda altüst olur. Daha düne kadar bilinmeyen bir ad ünlü olur. Bu maceracı kâşifin adı Kristof Kolombdur! Şöhretin en büyüğü hiçlikten doğar Farklı biçimlerde yazılan ve en bilineni İspanyolca deyişle Cristobal Colón olan bu Kristof Kolomb adı, belki bugün bile dünya çapında en ünlü tarihsel şahsiyetin adıdır. Daha ilk yolculuğundan dönüşte bu ad tüm Avrupaya yayılır. Yaptığı keşfin önemi hemen kavranır ve kısa süre sonra, İspanyol vakanüvis Francisco Lopez de Gomaranın kısa ve özlü şu muhteşem deyişinde ifade bulur: Yaratanın tecessümü ve ölümü bir yana bırakılırsa, dünyanın yaratılışından bu yana en önemli olay Hintin keşfidir. Muzaffer Hıristiyanlığın ülkesinde ve yüzyılında Kolomb adının bir ağırlığı vardı. Bu ağırlık yurtseverce bir abartı değil midir? Hayır! Çünkü en laik ve en evrenselci tarih bile, başka türlü ve daha bayağı ifade etse de, böyle bir yargıyı doğrulamaktan öteye gitmez: Sonradan Amerika adını alacak olan yerin Avrupalılarca keşfi, dünya tarihini olduğu kadar Hıristiyanlığın gelişimini de altüst etti. Bu ün, yaşarken başına konduğu kişiye dair paradoksu daha da şaşırtıcı kılmıştır: Kolombun yaşamının ilk yirmi beş yılı hakkında neredeyse hiç bilgi yokken, çağdaşları arasında ona dair yazanlar çoktur; diğer yandan, yaşamının köşe taşı olmuş olaylar, keşfinin doğuşu ve gerçek niteliği kalın bir esrar perdesi altında kalmıştır. Aradan beş yüzyıl geçtikten sonra, ve özellikle tarihin bilimsel bir disiplin düzeyine yükseldiği bir yüzyıl boyunca çok sayıda biyografi yazarı ve tarihçi, bu muammalı şahsiyet hakkında hâlâ asgari bir görüş birliğine varamamıştır. Sessizlikleri, çelişkileri, bir miktar yalan ve muğlaklıklarıyla Kolombun kendisinin yaşamı üzerine araştırmaları zorlaştırmış olması bir yana, Kolomb tarihçilerinin hepsinin de önyargı ve tutkulardan arınmış olmadığı bir diğer gerçektir. Belki de bu tutkuların en etkili ve en bulaşıcısı, Kolombla ilgili daha ilk sorunda, yani kâşifin doğum yeri, memleketi sorunu karşısında gemi azıya alan milliyetçiliktir. Kolomb öyle ünlüdür ki, doğduğu şehri, hatta o dönemde düşman site-milletlere bölünmüş olan ülkeyi bile önemli kılacağı sanılmaktadır. Bu safça bir düşüncedir, çünkü o dönemde günümüz devletleri yoktu ya da olsa olsa henüz oluşum halindeydiler. Ayrıca Kolombda o dönem için kısmen anakronik kaçacak bir sözcükle yurtseverliğin en ufak izine bile rastlanmaz, yalnızca seçtiği efendilerin davasına feodal sadakat görülür. Onda bu sadık dostluğu aşan şey, Hıristiyanlığa aidiyet duygusudur ve Kolombun nihai hedefi Hıristiyanlığı tüm dünyanın hâkimi kılmaktır. Bir Cenovalı, ama tuhaf bir Cenovalı! Kolombun Cenovada doğmuş olduğu bugün artık tartışma götürmüyor. Kesin belgelerle doğrulanmış olan şeyi İspanyada, daha Kolombun sağlığında herkes zaten biliyordu. Kolomb, kendi elinden yazılmış belgelerden yalnızca birinde kökenine açıkça vurgu yapıyor olsa da, onun bir yabancı olarak İspanyol topraklarında nasıl saldırılara uğradığını belirten birçok belge bulunmaktadır. Ailesinin Cenovalı olduğunu belirten çok sayıda belge de vardır. Ama, dağınık ve pek bir şey söylemeyen az sayıdaki belgeden yola çıkarak doğrusal genellemelerde bulunmak tarih açısından tehlikelidir. Yine de çok sayıda tarihçi bunu yapmıştır. Kolombun Cenova doğumlu olmasını veri alan bu tarihçiler, dokuz yıl içinde Cenovadan iki kez geçtiğine tanıklık eden noter tasdikli iki belgeden yola çıkarak yaşamının yirmi beş yılını açıklamaya çalışmaktadırlar. Babasının mesleğini öğrenip sürdürdüğünü, sonra da şehrin büyük ticaret firmaları olan Di Negrolar ve Spinolalar adına Akdenizi dolaşmaya başladığını ve bunun da 1476 yılında Portekiz sahillerinde meydana gelen bir deniz kazasına (muhtemelen basit bir karaya oturma olmalıdır) kadar sürdüğünü ileri süren bir tez, Kolomb Cenovada mütevazı bir dokumacı ailesinin oğlu olarak doğduğundan genel kabul görmektedir. Bu akla yatkın tez iki güçlükle karşılaşır. Birincisi, bizzat Kolombun ileri sürdüğü şeylerle çelişik olmasıdır. İkincisi, Kolombun denizc