|
||||
![]()
Puan Ortalaması
4,14
Yazar Hakkında
25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur.Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır (1921) Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuşyazarın sayfası > Diğer Kitapları Paylaş
Kuyucaklı Yusuf
975080001X
Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez’in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf’un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu." Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hiyakesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.
TADIMLIK Yusuf ilk defa Edremit’te mektebe gitti. Fakat bu mektep devri pek uzun sürmedi. Buraya geldikleri zaman Yusuf on yaşlarında kadardı. Sarı benizli, nahif, fakat kuvvetli ve dayanıklı bir çocuktu. Görenler, onun kendisinden daha büyük birkaç çocuğu bile yıldırabileceğine imkân vermezlerdi. Halbuki, mahalle kavgalarında, her zaman karışmasa bile, karıştığı zamanlar, daima baş olur ve dört beş kişiye karşı kordu. Hasımlarını ürküten, onun kuvvet ve cesaretinden ziyade, hiç kaybolmayan sükûneti ve kendisine olan sonsuz emniyetinin her hareketinde görülen tezahürleri idi. Mektep onu sıkıyordu. İlk zamanlarda, yani okuma öğreninceye kadar, devam eden merak ve alakası pek çabuk kayboldu. Bir sürü "kıvır zıvır" bilgi sahibi olmak için o "bey çocukları" ile düşüp kalkamayacağını söylüyordu. Tabii bunlar Şahinde’nin yeni birtakım hücumlarına ve çocuğun istikbaline dair falcılıklarına yol açıyordu. Kaç defa Salâhattin Bey’e: "Bey, bu çocuk senin başının derdi demez miydim? İşte, adam olmaktan nasıl korklunması, hem de bizi kendi dışlarında birşeylere gönderleri gerektiğini düşünmüş, karınca kararınca, bunları bulup ortaya koymaya çalışmıştım. Sonra, nasıl bir doktora tezi pabileceğim konusunda bir görüş edinmek amacıyla, Greimas bu küçük çalışmayı okuyunca, "Ama yapısal bir yaklaşım bu, b göstergebilim denemesi, bu çalışmayı geliştirmelisin", demişti. Benim yapısalcılığım ve göstergebilimciliğim böyle baamıştı işte, daha altmışlı yılların başlarında, göstergebilimin sözünün bile edilmediği, edilince de başka türlü bir gtergebilimden sözedildiği bir dönemde. Sonuçta belki pek de parlak olmayan bir çalışma çıktı ortaya. Ama yaptığım şey opyacılık" ya da "ithalcilik" değildi, çünkü, o zamanlar, bu alanda "kopya" ya da "ithal" edilecek pek birşey yoktu. Öllikle dilbilimden esinlenilerek geliştirilmekte olan kuramlar ve yöntemler vardı, o kadar. Bu yüzden olacak, Greimas stergebilimin kurucu yapıtını "Sémiotique structurale" (Yapısal Göstergebilim) diye değil de Sémantique structurale (Yısal Anlambilim) diye adlandırmıştı. Kimseden alkış beklemiyordum, ama, durum buyken, sürekli biçimde öykünmecilikle slanmak gerçekten zoruma gidiyordu. Turhan Oktay’ın Yazko Edebiyat’ta art arda yazdığı sürekli yergiler sataşma ve karamaya dönüşünce, önce dergiye kısa bir mektup yolladım. Sonra, dergi yönetimi yazarın sataşmayı da aşan bir yazısını yamlayınca, daha kapsamlı bir yanıt kaçınılmaz oldu. Yazko Edebiyat yazarının çok da şaşırtıcı bir tutumu vardı: özel biseçim yapılmış da halkın sözcülüğüne getirilmiş ya da halkı esir pazarından satın almış gibi hep "halkı adına" konuştunu söylüyordu. Alpay Kabacalı’nın Milliyet Sanat Dergisi’nde her fırsatta yazdığı sert, genellikle de temelsiz, dolayıyla haksız yazılara verdiğim yanıta gelince, o ilk kez burada yayımlanıyor. O günlerde, Akal Atilla’ya telefon edip deiye bir yanıt yollayacağımı bildirmiştim, o da seve seve yayımlayacağını söylemişti. Ama yalnızca bana karşı yazılanlasert olacak değildi ya! Akal Atilla da benim yazımı sert bulmuş,rar verdi. Şahinde de bütün dırıltısına rağmen bu işten pek şikâyetçi değildi: Muazzez’i her zaman Yusuf’a bırakıp istediği gibi gezebiliyor, kızı her yere götürüp başına dert etmek veya evde bırakıp gözü arkada kalmak gibi sıkıntılardan kurtuluyordu. Böylece küçük Yusuf, bir sur harabesi üzerinde çıkan bir yabani incir ağacı gibi, biraz sıkıntılı ve şekilsiz, fakat serbest ve istediği gibi, büyüyor, gelişiyordu. Siteye Ekleyen: Editör Okuyucu Yorumları
Duygu Toprak 2009-05-20 06:55:16 Memed Fuat 2009-06-03 03:22:30 Serkan Oğul Tuna 2009-09-03 17:11:14 Meryem 2009-10-06 11:16:25 Günbatımı 2010-01-21 17:13:41 Bülent Kıyışkan 2010-05-20 14:31:47 Özgür Cesur 2010-07-10 07:44:58 |
||||
| © 2009 Clickmedya.com | Nedir Widgets Blog İletişim | ||||