Kıbrıs Komplosu; Amerika, Casusluk ve İşgal
ISBN 9786054511556
Yayınevi Kalkedon Yayıncılık
Yazarlar Nalan Çeper (translator) | Brendan OMalley (author) | Ian Craig (author)
Kitap Tanıtımı Kıbrıs sorunu uzun yıllardan beridir gerek ada halklarının yaşamlarını gerekse de bölge ülkelerini meşgul ediyor. Birleşmiş Milletlerden Avrupa Birliğine, NATOdan artık geçmişe ait bir anı haline gelen Varşova Paktına hatta Bağlantısızlar Hareketine kadar bir çok uluslararası güç odağının çeşitli zamanlarda, çeşitli biçimlerde müdahil olduğu bu sorun, en çok Kıbrısta konuşulmasına rağmen gene en az Kıbrıs halkları tarafından bilinmektedir. Kıbrıs halkları, sorunun ayrıntılarına ilişkin o kadar çok detay ile uğraşmaktadır ve her biri kendi çıkarını maksimize etmeye uğraşan o kadar çok öznenin basıncı altındadır ki; hem resmin bütününü göremez hem de sorunun kendi açısından ne ifade ettiğini çözümleyemez duruma getirilmiştir. Kıbrıs halkları içinde sorunu Türkiye Cumhuriyetinin, Yunanistanın, Kıbrıs Cumhuriyetinin, ABnin, (geçmişte) SSCBnin vs. çıkarları temelinde anlayan, çözmeye çalışan kesimler her zaman oldu, bugün hala var ve muhtemelen gelecekte de olacak. Oysa Kıbrıs sorununun aslında ne olduğu, Kıbrısta sorun olanın ne olduğu veya Kıbrısta neyin sorun olduğu konusu dahi içteki ve dıştaki her özne açısından farklı içeriklere sahiptir. Üstelik her öznenin kendi sorun tanımı da sabit değildir, tarihsel dönemlere göre ve çeşitli siyasal, ekonomik, stratejik nedenlerle değişmektedir. Örneğin Kıbrıslı Elenler açısından Kıbrıs sorunu uzun bir süre Yunanistana bağlanma (enosis) hakkının tanınmaması sorunu idi. Oysa hala böyle bir hedefi olan çok küçük bir Elen milliyetçisi kesim olsa da Kıbrıslı Elen halkı için şimdi sorun tanımı, Türkiyenin adadaki askeri varlığı ve nüfus taşınması (Türk işgali) şeklinde değişmiştir. Kıbrıslı Türkler, Yunanistan, Türkiye, ABD, Birleşik Krallık vb. tüm diğer öznelerin Kıbrısa ilişin sorunlarının muhtevası tıpkı yukardaki örnekte olduğu gibi tarihsel olarak değişebilmekte ve her öznenin sorunu da birbirinden farklı olmaktadır. Buradan çıkan sonuç çok nettir: Aslında ortada tek bir Kıbrıs sorunu yoktur. Ada üzerinde çıkarı olan her öznenin başka bir sorunu vardır ve her özne kendi sorununu çözmeye çalışmaktadır. Kendi dışındaki öznelerin sorun tanımını benimseyen, kendi dışındaki öznelerin çabalarından kendi için bir çözüm uman, kendi dışındaki öznelerin sorundaki rolünü abartan kesimlerin, zaman içerisinde sorunları büyümektedir. Kıbrıslı Türkler uzun bir süre kendi inisyatiflerini Türkiye Cumhuriyetine devrederek çözüm ummuşlardır. Şimdi de birçok Kıbrıslı Türk, TC yerine ABden veya BMden çözüm ummaktadır. Oysa TCnin çözebileceği sadece kendi Kıbrıs sorunuyken, AB veya BM için de farklı bir durum söz konusu değildir. Ve TCnin, ABnin veya BMnin sorununu çözen her çözüm, Kıbrıslı Türklerin sorununu büyütecektir. Aynısının sorunda çıkarı olan tüm diğer özneler için de geçerli olduğunu söylemeye gerek yok. Bu hatanın tam tersi gibi görünen ancak aynı içeriğe sahip bir diğer hata ise herhangi bir öznenin kendi dışındaki diğer özneleri tamamen görmezden gelerek hareket etmesidir. Bu hata da bir dönem Kıbrıslı Elenler tarafından yapılmış, Soğuk Savaş atmosferinden kaynaklı nispi serbestlik nedeniyle sorunu sadece kendi çıkarları doğrultusunda çözebileceğini düşünen Kıbrıslı Elen liderliğin hüsranıyla sonuçlanmıştır. Oysa Kıbrıs sorunu ne sadece içeride yaşanan olayların ne de dışarıdan kaynaklı müdahalelerin bir sonucudur. Bu yüzden de ne içeriyi ne de dışarıyı görmezden gelebiliriz. Brendan OMalley ve Ian Craigın kitabı Kıbrıs Komplosu, Kıbrısın ABD için nasıl bir sorun haline geldiğini, ABDnin bu sorunu çözmek için nasıl yöntemler denediğini ve gelişen olaylardan faydalanarak diğer özneleri kendi geçici nitelikli çözümüne doğru nasıl yönlendirdiğini anlatıyor. Kitabın etkileyici yönü, ABDnin en önemli müttefiki Birleşik Krallıkın ve hatta bazı kendi dış politika uzmanlarının dahi bilgi ve iradeleri dışında ABD çözümüne doğru nasıl yönlendirildiklerini ustalıkla aktarmasıdır. 15 Temmuz faşist Yunan Darbesi ile 20 Temmuz Türk işgali arasındaki ilişkinin doğrusal değil dolaylı olduğu ama tesadüfi de olmadığı okurlar tarafından net bir şekilde görülebilecektir. Perde gerisinden olayları yöneten Henry Kissingerin aslında çok daha önceden hazırlanmış bir planı farklı araçlarla uygulayan usta bir pratisyen olarak algılanması gerekiyor. Kitapta Henry Kissingerin ABD içinde hangi kesimlerin temsilcisi olarak hareket ettiği veya Birleşik Krallık içerisinde ittifak halinde olduğu bir kesim olup olmadığı noktaları boşlukta bırakılmıştır. Bunun yanında Kıbrıs içerisinde yaşanan gelişmeler, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elenlerin silahlı çatışmaları dışında pek de kitabın kapsamına alınmamıştır. Kitap, eksiksiz bir Kıbrıs tarihi olarak değil, bütünün parçalarından birisi olarak belki de 1974 temmuz ayını anlamak bakımından en önemli parça olarak algılanmalıdır. Münür Rahvancıoğlu